Adana’da bir zamanlar !

Adana’da bir zamanlar !
Bizim gençliğimizde hayat zordu..
Çocukluk zor, gençlik zordu..
Zordu doyasıya yaşayabilmek, yaşadığını sanabilmek..
Bugünkü gençler gibi elimizde cep telefonları yoktu..
Yoktu birçoğumuzun evinde çevirmeli telefonlar..
Değil sevgiliye nerede olduğumuzu,
Annemize babamıza da haber veremezdik geç geleceğimizi.
xxx
Günde 3 kez değiştirecek gömleğimiz,
Her gün bir başkasını giyeceğimiz ayakkabımız yoktu..
Dörtyolağzı ile Sular arasında tur atardık bazı günler..
Bazı günler de Kuruköprü ile Ulus Parkı arasında..
Bir Mavi Köşe Pastanemiz vardı buluştuğumuz..
Bir Kuyubaşı’mız, Bohem’imiz vardı cumartesileri bir arada olmak için iple çektiğimiz..
Ara sıra Kristal Palas’ta, Ağba’da, Erciyes’te özel gençlik çayları düzenlenirdi..
Oralarda buluşurduk, sevdiklerimizle.. Arkadaşlarımızla..
xxx
Bizim dönemimizin gençlerinde ayrı bir olgunluk vardı..
Kızlarımızın gözünde “erkek avcılığı”, erkeğin dilinde “kadın çığırtkanlığı” yoktu..
Sapsarı bir sonbahar resminde “Ağustos güneşi” gibiydi sevdalarımız..
Aşklar duvarlara değil yüreğe yazılırdı..
Ağaç gövdesinde beraber büyürdü çizilen kalplerde adımız..
Köhne sokak kuytularında saçakların altında buluşurduk..
Yağmur taçlandırırdı saçlarımızı..
Çok ıslandık yağmurlarda ve gözlerimiz takılı kalırdı hep o güzel bakışta..
xxx
Zordu o yıllar Adana’da, çok zordu..
Parasızlık bükerdi hep belimizi..
Şimdiki gibi kredi kartları yoktu ceplerimizde..
Sevgiliden saklanırdık çoğu zaman; paranın yokluğundan..
Birbirimizden aldığımız borçlarla gazoz parasını denkleştirirdik.
Yoksa biz de bilirdik sevgiliye kırmızı bir gül uzatmayı..
Sevdaya saygı duyulan yıllardı bizim gençlik yıllarımız..
Asillik herkeste vardı.. Kızlarında da, erkeklerinde de.
Kimse, kimseye yanlış yapmazdı.
Arkadaşın sevdiğine yan gözle bakılmazdı..
Şarkılar aslını yaşatırdı..
Destansı sevgiler yaşanırdı bizim gençliğimizdeki Adana’da..
xxx
“Filmsi sevdalar”a özenirdik bazen..
Sular’da, Dünya’da, Köşk’te beyaz perdeye yansıyan hikayeleri benimserdik..
Erkeklerimiz Ayhan Işık olurdu, Yılmaz Güney, Orhan Günşiray bazen..
Kızlarımız Belgin Doruk’a, Hülya Koçyiğit’e, Fatma Girik’e özenirdi..
Ulaşılmaz doruklara tırmanmaya çalışırdık o filmleri izlerken, tahta sandalyelerde..
Belki acı olurdu yuvarlanmamız tepelerden:
Ama yaralarımızı, berelerimizi kendimiz sarardık..
Yüreğimize yama yapar ve düşerdik yeniden yollara..
Çoğu kez anlamlı sevdaların önünde eğilirdik..
Ara sıra da gururla diklenirdik elimizi uzattığımızda tutabileceğimiz “aşk”a..
xxx
Hiçbir zaman hasetik etmezdik birbirini sevene..
Kıskansak, imrensek de onların mutluluğuna gölge düşürmezdik..
Onların büyük mutluluğu ile küçük mutluluklarımızdı tesellimiz.
Ekmeğine bal sürülmüş çocukların sevinciydi mutluluğa şahitliğimiz..
Ateşten başaklar gibiydik ama bir çiçeği bile soldurmaya kıyamazdık..
xxx
O zaman büyük apartmanlar yoktu.. Müstakil, bahçeli evlerde büyüdük..
Kalabalık, birbirine kenetlenmiş aileler yaşardı bu kentte.
Mutfaklarımız birbirine bakardı.. Bahçelerimiz iç içeydi adeta..
Birçoğumuzun kendi odası, kendi yatağı yoktu.
Hep derli toplu yataklarda uyuduk;
Ama dağınık yatakların özlemiyle büyüdük..
Birlikte yaşamanın kültürü ile çocukluk, gençlik yaşadık..
xxx
Sevdiklerimize, beğendiklerimize sadece uzaktan bakabildik..
Yan yana gelebildiğimiz otobüslerde göz ucu ile selamlar verdik.
Çevreye hissettirmeden gülümsemelerle “merhaba”diyebildik.
İsimler taktık gözlere..
Yeşiline, karasına..
Anlamlar yükledik buğulu bakışlara..
Şimdi kime anlatabilirsin bir bakışın yürekteki ışığını..
Öyle ulu orta değil, çok zor şartlarda, güç ortamlarda buluşurduk..
O zamanlardaki el ele tutuşmanın hazzını kim tadabilir şimdi..
Göz bebeklerimize kadar titrerdik,
Masum bir öpücüğün mahcubiyetini taşırdık al al olmuş yanaklarımızda..
Sevgiliden gelen mektubu saatlerce okumadan göğsünde saklamanın mutluluğunu kim anlayabilir şimdi..
Şimdi zamana yenildi tüm duyguların bakirliği..
xxx
Kendi ayak seslerimiz eşlik ederdi uykusuz gece kaçışlarına..
Toprak saksılardaki sardunyaların altına koyardık kokulu mektuplarımızı..
Kalecik karasının ateşlediği yüreğimizde bazen kaçamaklar yaşardık;
Çiçek kokulu pencere diplerinde..
Posta kutuları vardı bizim zamanımızda, resmi adresimiz..
Buluşamadığımız, sadece uzaktan bakıştığımız zamanlarda oraya gelişi beklerdik.
Sevgili oraya bırakırdı pembe güllerle bezenmiş mektuplarını.
Biz kalbimiz ata ata mektubu alır, mektubu bırakırdık heyecanla..
xxx
Köşe başlarımız vardı konakladığımız.. Okul önlerine yakın..
Adına şiir dediğimiz tekerlemeleri okunsun diye yazmazdık hiç..
İçimizdeki yaraların dökülen sızısıydı onlar..
Kilitli hatıra defterlerinin içinde saklardık..
Şarkılarımız vardı özgürlüğe, barışa dair,
Yüreğimizin en masum sesiydi onlar..
Tınısında gitarın kendinden geçerdi gece karanlığında duygular..
Dev aynalarını sadece lunaparkta görürdük biz..
Şimdi herkesin ruhunda kocaman bir dev aynası var..
xxx
Adanalı olmanın onurunu hep yüreğimizde taşıdık.
Uzun gölgelerimize bakıp da büyük laflar etmedik..
Çünkü bilirdik güneşin her tepeye gelişinde yutulacağını sözlerin..
O yıllarda kelimelerle birbirini bu kadar yaralamazdı insanlar..
Bakışların kendince bir dili vardı..
Delikanlılık lafta değildi, her yürekte bir aslan yatardı..
Bir adama iki kişi saldırmaz yere düşene vurulmazdı..
Bedenler serilse de yere, onurlar hep ayaktaydı..
Dokunmazdık sarhoşa ayılana kadar..
Bozmazdık hayalindeki sevgiliyle raksını;
Taki yıkılana kadar..
Haksızlığa, adaletsizliğe, saygısızlığa baş kaldırdık..
Adanalı gençlere özgü “bir bayrak gibiydi” yüreklerimiz..
Yoksa nasıl saklardı içinde o kocaman adamı küçücük bedenimiz..
Zordu bir zamanlar Adana’da yaşamak…
Ama hiçbir zaman zordan şikayet etmedik..
Adanalı olmanın mütevaziliğini hiç kaybetmedik..
Her zaman göründüğümüz gibi olduk..
Olduğumuz gibi göründük, onurla ve gururla..

Anket

Türk Tipi Başkanlık sistemi Hakkında!
 Cumhurbaşkanlığı sistemi faydalı olacak
 Cumhurbaşkanlığı sistemi zararlı olacak
 Cumhurbaşkanlığı sist.hak bilgim yok.
 Cumhurbaşkanlığı sist.hak. endişeliyim