Masal deyip geçmeyelim

Masal deyip geçiyorsanız, 3-5 lira değil mi, vereyim de çocuğum kitap okusun diyorsanız önce aşağıdaki yazıyı okuyun:

“Masal deyip geçmeyelim. İnsan, kaba kuvvetin hükümran olduğu bir devirde hayata katlanmak için bambaşka bir dünyanın varlığına inanmak zorundadır.”

Cemil Meriç - Mağaradakiler

Evet "masal deyip geçmeyelim, ancak hangi masal(kitabın)ı?

Aslında sorun büyük olmakla birlikte son günlerde tekrar (en azında bir kısmımızın) gündemimize girmesi bir çocuk kitabı ile oldu. Söz konusu kitap Duran Yılmaz adlı yazarın "Keloğlan Ak Ülke" isimli Oda Yayınlarından çıkan bir kitap.

Kitaptaki eleştiri konusu olan satırları gösteren 18.10.2018 tarihli T24'teki haberden bir alıntı (yazarın adının Durmuş Yılmaz olarak verilmesine takılmayın):

Hızır adında bir karakterin masal kahramanı kız çocuğuna cinsel istismarda bulunması ve çocuğun hamile kalması konusunun işlenmesi tepkiyle karşılandı. Durmuş Yılmaz imzalı kitapta "Hızır, baygın kızın üstüne, eğri büğrü dişlerini, çarpık suratını göstere göstere, şaşı gözleriyle baka baka yaklaştı. Baygın kızın ırzını lekeledi. Sonra oturdu, kızın baş ucuna. Onun ayılmasını bekledi. Kız ayılınca da: 'Bunu ağabeyine söylersen gebe kalırsın,' diyerek birden yok oldu.'" bölümü kan dondurdu. Küçük çocukların psikolojik olarak etkileneceği metinlerde 'Artık sen benim karım oldun. Karnında bir erkek çocuğu var. Yakında doğacak' kelimelerine yer verilmesi sosyal medyada çok tepki çekti.

Aynı haber aynı günlerde Karar ve Sputniknews gibi daha başka bir kaç yerde daha yayınlandı. Kitabın baskı tarihi (1980) göz önünde bulundurulunca ne gerek var 40 yıl sonra bu kitaptan söz etmeye deyip geçmek de mümkün (medyanın ilgisizliği de belki bu sebeptendir).

Ancak sorun bundan ibaret mi? Edep dışı ifadeler içeren bir kitap, 40 yıl önce yazılmış, basılmış, piyasada nüshası kalmamış (sadece Nadirkitap'ta son iki tane ikinci el nüsha görünüyor). Yayınevi de kitabı toplattırdığını açıklamış (piyasada toplatacak kitap kaldı ise). Daha ne? Bir bardak suda (bir masal kitabında) fırtına kopartmanın alemi ne? Bitti - gitti...

Bitti mi?

Aslında yeni başlıyor. Daha doğrusu başlamalı.

Çünkü sorun hala devam ediyor.

Yukarıda sözünü ettiğimiz kitaptaki sorun (argo tabirle) bel-altı olunca biraz ilgi çekmiş ve 40 yıl sonra da olsa haber konusu olmuş. Ancak mesele sadece dil sorunundan ibaret değil.

-----------------------------

Esas konuya dönmeden önce özel bir edebiyat türü olarak 'Çocuk Edebiyatı' ile ilgili gerek yazarların (edebiyatçıların) gerekse kuramsal çalışma yapan akademisyenlerin "çocuk edebiyatı ne demek, bu nereden çıktı, edebiyat varken, çocukçasına gerek var mı?" gibi sorularla uğraştığını ve bu türden sorular bağlamında oldukça geniş bir literatürün oluştuğunu belirtelim.

Anton Çehov gibi bu kavramın bir edebiyat türü olarak ele alınamayacağını, edebi dozu düşürülmüş eserleri çocuk edebiyatı diye nitelendirmenin de edebiyata da çocuğ(lar)a da kötülük etmek olduğunu savunanlar var.

Ancak bütün eleştirilere rağmen bugün çocuk edebiyatı diye bir edebiyat var ve üniversitelerimizin edebiyat bölümlerinde 'Çocuk Edebiyatı' diye bir dersin olduğunu belirtelim.

Aslında çocuğun gelişim özelliklerini dikkate alan, onların hayal dünyalarına hitap eden, onların anlama, kavrama ve yorumlama yeteneklerine katkıda bulunan, okuma alışkanlığı kazandıran, edebi, sanatsal ve estetik yönden gelişmesine katkı sağlayan, çocuğu duyarlı biçimde yetişkinliğe hazırlayan bir geçiş dönemi edebiyatı olarak çocuk edebiyatına karşı olmak değil, yararlanmak - yaymak gerektiği de savunulabilir.

Doğrudan yazarlarımıza - sanatçılarımıza baktığımızda da, çocuklara karşı duyarsız kalmadıklarını önemli edebi eserlere imza atan sanatçılarımızın aynı zamanda çocuklara yönelik eserler de kaleme aldıklarını biliyoruz. Türk edebiyatından örnek olarak Ömer Seyfettin ve Kemalettin Tuğcu'nun eserleri ya da Yaşar Kemal, Aziz Nesin gibi yazarların bazı öyküleri gösterilebilir.

Ancak günümüze doğru geldikçe akademik olarak tanımı ve sınırları tartışılsa da, çocuklara yönelik olan edebî ürünlerin yeni bir sektör yarattığı ve artık başarılı örnekleri taklide ve tahrife, milli veya evrensel, tarihsel ve kültürel zenginliğimiz olan efsaneleri, masalları ve masal kahramanlarını  suistimaline dayalı çocuklarımızın bedensel, zihinsel, psikolojik ve ahlaki gelişimlerine zarar verici örneklerin çok rahat evlerimize, okullarımıza, çocuklarımızın dünyasına girebildiğini görüyoruz.

Çocuklara okumayı sevdirme adına, çocukların zihinsel, ahlaki, bilişsel gelişimlerini desteklemek ve okuma sevgisi, okuma alışkanlığı kazandırmak adına MEB, TTK, Kültür Bakanlığı gibi kurumlarımızın onaylarını taşıyan ve  okullarımızda öğretmenlerimiz tarafından çocuklara tavsiye edilen, okul kitaplıklarını dolduran ve bazılarının tamamen çöp değerinde olduğunu gördüğümüz, zamanında 3-5 lira vererek aldığımız ve evlerimizdeki kitaplıkları dolduran onlarca sözde 'çocuk kitabı' var.

Ve maalesef bu kitapların önemli bir kısmı hem dil, hem içerik açısından ciddi derecede sorunlu.

Yukarıdaki 1980 baskı tarihli Duran Yılmaz'ın "Keloğlan Ak Ülkede" kitabı artık baskısı yok, bizim evimizde de yok diye hemen rahatlamayın.

Ben daha önce de kızımın ödevleri vesilesi ile, birlikte kitap okuyarak okumayı sevdirme düşüncesi ile elime aldığım bir kaç kitapta da aynı iğrenti ve boşluk duygusunu yaşayıp üzerinde fazla durmayanlarınızdanım. "Üstünde fazla durmayanlarınızdanım" diyorum, çünkü bu yazıyı okuyanların bir kısmının da benzer tecrübeyi yaşadığını tahmin ediyorum.

Duran Yılmaz haberi tekrar kızımın ve daha önceki yıllarda abilerinin okuması için aldığımız "çocuk edebiyatı" kitaplarının bir kısmına göz atmama sebep oldu.

Daha ilk elime gelen kitap ise Gönül Yayıncılık'ın kitabın adının üstünde "En Güzel Dünya Masalı" olarak tanıttığı "Aslan Avcısı" adlı dört formalık (64 sayfa) küçük boy bir masal kitabı oldu.

Masal aslan avcısı olan babası bir aslan tarafından öldürülen Ahmet adındaki çocuğu anlatıyor. Ahmet delikanlı olunca Anası, gidip iş bulması gerektiğini söylemiş.

Şimdi dikkat: Ahmet sırasıyla marangoza, demirciye, duvarcıya gider ve her üçünden de aynı cevabı alır:

"Sen babanın mesleğini öğren." (Bunu okuyan çocuğun aklında ne canlanır acaba?)

Ahmet yıllar önce ölmüş olan babası hakkında annesinden bilgi alamayınca bir iki defa sorduktan sonra:

- Bana bak ana, demiş. Babamın ne iş yaptığını söyle, yoksa seni öldürürüm.

Anası korkmuş ve söylemiş...

İki sayfa sonra yine annesine gelir ve babasının nasıl öldüğünü sorar:

- Söylemezsen seni öldürürüm.

Bu satırları değerler eğitimi açısından değerlendirdiğimizde ortaya bir facianın çıktığı açıktır.

Masalın devamındaki illiyet bağı kurulmadan sıralanan olaylar, yine Kara Vezir'in (okuyanın anlam veremediği) sınırsız kin ve düşmanlığı v.b. saçmalıklar çok geçmeden kitabı elinizden atmaya yol açıyor. (Ben sonuna kadar okuma sabrını bu yazı nedeniyle gösterdim, sonuna doğru bir kaç cümle ile durum kurtarılmaya çalışılmış, ancak sonuna kadar kaç sabreder bilmiyorum).

Şimdi masallar elbette hayal gücüne dayanan, hayali mekanlarda, hayali kişiler arasında geçen hayali olayları anlatır. Ancak bu masalın saçma olmasını gerektirmediği gibi, saçmalamaya izin de vermez. Masal (her masal) kendi içinde bir tutarlılık, olaylar arasında açık ve anlaşılır bağlantılar içerir. Doğaüstü varlıklardan (dev veya tepegöz gibi) söz ederken bile olay örgüsüne yapacağı etkiye-katkıya uygun bir tasvir ve neden (sebep-illiyet) ortaya konulur.

Bunları ukalalık olsun diye değil, aldığımız kitapları "masal" deyip geçmeyelim diye; dahası, yayıncıların "masal değil mi, ne olsa gider" deme haklarının olmadığını anlatabilmek adına söyledik. (Ki zaten çocuk edebiyatı veya masal konusunda teorik/akademik herhangi bir uzmanlığım yok, uzmanlığı olanların da bu konularda çıkıp yeterli aydınlatma, eleştiri ve ayıklama yaptığını göremedim).

Yukarıda örnek olarak verdiğim Gönül Yayıncılık'ın  bastığı kitap da MEB TTK'nın 14.05.2009 tarih ve 69 sayılı kararına uygun olduğu ve tavsiyeli olduğu gibi bir ibareyi ilk sayfaya koymuş. Ancak dikkat: Kitabın yazarı yok!

Evet işin esası şu:

Öğretmenlerimiz öğrencilerine tavsiye ettikleri (hatta ödev olarak verdikleri metinleri) kitapları galiba okumuyor, hadi hepsini okumaya zaman bulamadı diyelim, kitabın künyesine (yayın evi, baskı yılı, yazar adı gibi) de bakmıyor anlaşılan;

Kabahatin kimse tarafından sahiplenilmeyeceği ile ilgili o argo sözü buraya yazmayacağım. Ancak ortada açıkça bir ihmal ya da daha kötüsü suistimal olduğu açık. Muhtemelen cehenneme giden yolun iyi niyet taşları ile döşeli olduğu sözü bir kere daha doğrulandı. İyi niyetli idareci ve öğretmenler bir araya gelerek içeriğine hiç bakmadıkları bir masal kitabını öğrencilerine aldırır, okul kitaplığına da aynı kitaptan, belki aynı yayınevinin başka kitaplarından da bir kaçar tane bağış yapılır v.s. v.s. ....

15 Temmuz sonrası 2016 yılında FETÖCÜ yayınevlerine ait kitapların çıkartılması okul kitaplıklarında bir ölçüde temizlik sağladı belki, ancak şimdi (ve daima) o kitaplıkların raflarına konulacak kitapların en azında okul içinden bir ya da bir kaç öğretmenin elinden geçmesi kaydıyla belirlenmesi gerektiği de açık.

Esas iş ise anne-babalara düşüyor: Veli olarak biz eve giren çocuk kitaplarını elimize alıp incelemiyor-kendimiz de okumuyoruz; yardımcı kitap okullardan verilen veya ucuz diye market raflarından rastgele aldığımız kitaplarla çocuklarımıza güya okuma aşkını kazandırıyoruz.

Her veliden beklenemez belki, ancak en azından okumuş velilerimizin eve giren kitabın yazarına, yayınevine, diline ve tanıtım yazısına bir göz atmaları bile bu konuda belli bir seçicilik ve duyarlılığın ortaya çıkmasını, kalitesiz sözde çocuk kitaplarının piyasadan çekilmesini sağlayabilir.

Konu aslında derin ve yazılacak ve söylenecek çok şey var.

Sonuç olarak hem edebi hem de pedagojik açıdan başarılı örnekleri ayırıyorum, ancak çocuklarımızın yedikleri kadar ne okudukları konusunda da bir duyarlılık göstermemiz gerektiği ortada.

Anket

Türk Tipi Başkanlık sistemi Hakkında!
 Cumhurbaşkanlığı sistemi faydalı olacak
 Cumhurbaşkanlığı sistemi zararlı olacak
 Cumhurbaşkanlığı sist.hak bilgim yok.
 Cumhurbaşkanlığı sist.hak. endişeliyim